RAMAZAN 26 (10 HAZİRAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 26 (10 HAZİRAN)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

YUNUS-107. “Eğer Allah sana bir sıkıntı, bir zarar dokundurursa, onu yine Allah’tan başka giderecek yoktur;

eğer sana bir hayır dilerse, bu takdirde O’nun lütf u keremini engelleyecek de yoktur.

O, lütf u keremini kullarından dilediğine eriştirir.

O, Gafûr (kullarının hatalarını ve günahlarını çok bağışlayan)dır; Rahîm (bilhassa tevbe ile Kendisine yönelen kullarına karşı hususî rahmet ve merhameti pek bol olan)dır.”

----------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Bu ümmetten ilk kaldırılacak olan şey huşûdur.
Kalbinde korku ile karışık bir saygı duya duya namaz kılan görülemeyecektir."

(Ebû Derda radıyallahu anh. Taberânî)

----------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Peygamber Efendimiz (sav), şahsıyla alâkalı bütün ayıplamalara karşı mukabele etmeksizin tahammül eder ve insanları suçlamaktan fevkalâde uzak bulunurdu.

*Korkaklık semtine sokulamamış, vesvese ve tereddütlerle hiç mi hiç tanışmamıştı.

*Kavim ve kabilesi karşısında nasıl yılgınlık göstermemişse, topyekün dünya ile hesaplaştığı zaman da aynı şekilde polat gibi olmasını bilmişti.

*Odası, yatağı, elbisesi ve yiyeceği şeyler gayet sâde ve fakirceydi.

*Ve O, içinde yaşadığı toplumun herhangi bir ferdi görünümünde idi.

*Dostluğunda menendi olmayacak kadar sebatkâr ve muhkem, vefasında herkesi minnet altında bırakacak kadar civanmert idi...

*O, bunlarla serfiraz ve faziletliydi.

*Faziletli olduğu kadar da gönlü huzur içinde ve mutluydu.

*O’nun vicdanı kadar saf ve duru bir vicdana sahip olmak için, faziletin rükünleri sayılan bu şeylerde, O’nu örnek almak ve ruhumuzun rengini aksettiren bu düşüncelerin kirlenip bozulmasına meydan vermemek lâzımdır.

*Evet, bu türlü yüce hasletlerin hepsine sahip çıkmak, bizi faziletli kılacak, dolayısıyla da bizlere gerçek mutluluğun kapılarını açacaktır.

*Aksine, bu vadide gösterilecek herhangi bir kusur ise, fazilet dünyamızda meydana gelmiş bir yırtık, dolayısıyla da saadetimizi bulandıran bir keyfiyet olacaktır.

*Nasıl ki suyu saf ve temiz tutmanın tek çaresi, onun içine bir şey atmamak ve bulandırıcı şeylerden uzak bulundurmaktır.

*Öyle de ruhun huzur ve mutluluğu, bir an olsun onu, faziletten mahrum bırakmamaya bağlıdır.

----------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Şimdi Kur’an’ın üslûbuna sûreleri, maksatları, ayetleri, sözleri ve kelimeleri itibarı ile birer işarette bulunacağız.

Mesela, Amme (Nebe) sûresine dikkat edilse ahireti, ölümden sonra dirilişi, cennet ve cehennemin hallerini öyle eşsiz bir üslûpla, öyle bir tarzda gösterir ki, Cenâb-ı Hakk’ın şu dünyadaki icraatının ve eserlerinin ahiret âlemine bakan birer ayna olduğunu ispatlar, kalbi buna ikna eder. Şu sûredeki üslûbun izahı uzun olduğundan yalnız bir-iki noktasına işaret edeceğiz:

Sûrenin başında kıyamet gününü ispat için şöyle buyrulur:

Yeryüzünü size güzelce serilmiş bir beşik, dağları sizin için defineli birer direk, içinde hazineler bulunan birer kazık yaptık. Sizi birbirini seven, birbirine aşina çiftler halinde yarattık. Geceyi dinlenmeniz için örtü, gündüzü geçiminizi sağlamanız için bir kazanç meydanı, güneşi ışık veren ve ısıtan bir lamba kıldık. Bulutları birer âb-ı hayat çeşmesi yapıp onlardan su indirdik. Erzakınızı taşıyan bütün çiçekli, meyveli, çeşitli şeyleri basit bir sudan, kolayca ve az bir zamanda yaratırız. Öyleyse hesabın görüleceği, iyinin kötüden ayrılacağı kıyamet sizi bekliyor. O günü getirmek bize ağır gelmez.”

İşte bundan sonra, kıyamette dağların dağılmasının, göklerin parçalanmasının, cehennemin hazırlanmasının ve cennet ehline bağlar, bostanlar verilmesinin gizli delillerine işaret eder.

Mânen der ki: “Madem o Zât gözünüzün önünde, dağlarda ve yeryüzünde şu işleri yapıyor. Ahirette de bunlara benzer işleri yapacaktır.”

Demek, sûrenin başındaki “dağ”, kıyametteki dağların haline; sondaki “bağ” ise ahiret âlemindeki bahçelere ve bağlara bakar.

İşte diğer noktaları buna kıyasla, sûrede ne kadar güzel ve yüce bir üslûp bulunduğunu gör.

Mesela:
De ki: ‘Ey mülk ve hakimiyet sahibi Allahım!’ Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden onu çeker alırsın. Dilediğini aziz, dilediğini zelil kılarsın! Her türlü hayır yalnız Senin elindedir! Sen elbette her şeye kadirsin! Geceyi gündüze katar, günü uzatırsın; gündüzü geceye katar, geceyi uzatırsın. Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın. Sen dilediğin kimseye sayısız rızık verirsin.” (Âl-i İmran sûresi, 3/26-27) ilâ âhir...

Bu ayet, insanda tecelli eden ilahî cilveleri, gece ile gündüzün devretmesindeki ilahî tecellileri, her mevsimdeki Rabbanî tasarrufları ve hayat ile ölümde, yeryüzündeki yeniden dirilişte izleri görülen Rabbanî icraatı öyle yüce bir üslûpla bildirir ki, dikkat eden herkesin aklını teslime mecbur bırakır.

Hem mesela:
885 “Gök yarıldığı zaman ve hep yapageldiği gibi, Rabbinin buyruğunu dinlediği zaman; yer yayılıp dümdüz edildiği, içindekileri dışarı atıp boşaldığı ve hep yapageldiği gibi, Rabbinin buyruğunu dinlediği zaman... Seyredin siz, neler olacak o zaman.” (İnşikak sûresi, 84/1-5)

Göklerin ve yeryüzünün Cenâb-ı Hakk’ın emrine nasıl boyun eğdiğini ve itaatlerini şöyle yüce bir üslûp ile anlatır: Nasıl ki büyük bir kumandan, savaşta eğitim ve asker alımı şubeleri gibi, lüzumlu işler için iki daire açar. Savaş ve asker alımı bittikten sonra o iki daireyi başka işlerde kullanmak, değiştirmek için onlara yönelir. Dairelerin her biri hizmetkârlarının diliyle veya nutka gelip kendi lisanıyla der ki: “Kumandanım! Eski işlerin ufak tefeklerini, artıklarını temizleyip dışarı atmamız için bize biraz mühlet veriniz, sonra teşrif ediniz. Ondan sonra emrine hazırız; buyrun, ne yaparsanız yapın. Emrine amadeyiz; senin yaptığın her şey doğru, güzel ve faydalıdır.”

Aynen öyle de, gökler ve yeryüzü, teklif, tecrübe ve imtihan için açılmış iki dairedir. Vazifeleri bittikten sonra imtihan dairesine ait şeyleri Cenâb-ı Hakk’ın emriyle dağıtır ve “Ey Rabbimiz! Bizi artık ne için kullanırsan kullan. Hakkımız sana itaattir. Senin her yaptığın da haktır.” derler.

İşte bu ayetlerdeki üslûbun haşmetine bak, dikkat et…

----------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allah’ım! Selam Sensin, bütün noksanlardan sâlimsin ve herkes için selâmet kaynağısın.

Her selâm Sana râcîdir. Bizim teveccühlerimize de selâm ve selâmetle mukabelede bulun ve bizi de selâm ve selâmet yurdu olan Cennet’ine al Allah’ım!

Ey celâl ve ikram sahibi Allah’ım! Bereket Senin şiarın, ululuk da şanındır. Hamd yalnız Sana mahsustur.

Sen Sübhansın, en mükemmel evsâf ile muttasıf, bütün eksikliklerden de berîsin. Biz Sana bihakkın ibadet edemedik ey Ma’bûd!

Sen Sübhansın, her türlü noksandan münezzehsin. Biz Seni hakkıyla bilemedik ey Ma’rûf!

Lutfettiği bütün muvaffakiyetlerden dolayı Cenab-ı Allah’a hamd eder, bütün taksîrâtımdan dolayı da bağışlamasını dilerim.

Şehadet ederim ki, O’ndan başka bir ilah yoktur. Yalnız O vardır ve O’nun ortağı bulunmaz. Yine şehadet ederim ki, Hazreti Muhammed (aleyhisssalâtü vesselâm) O’nun kulu ve elçisidir.

Allah’tan başka bir ilah yoktur, yegâne ilah O’dur. O’nun şerîki bulunmaz. Mülk bütünüyle O’na aittir. O hayat bahşeder ve verdiği hayatı ölümle geri alır.

Yüce Zâtı ise hep diridir, ölümden uzaktır. Hayır ve güzellikler hep O’nun elindedir ve O her şeye Kadîr’dir.

Allah’tan başka ilah yoktur. Nimet O’nundur. Fazl O’nundur. En güzel medh u senalar da O’na mahsustur.

Allah’tan başka ilah yoktur. Kadîm, ezelî ve ebedî vahdâniyetin yegâne sahibi O’dur.

Allah’tan başka ilah yoktur. Biz de sadece O’na ibadet eder, kâfirler istemese de, dini yalnız O’na mahsus kılarız.

Allah’ım! Verdiğini engelleyecek, men ettiğini verecek, kazanı geri çevirecek, dalâletiyle baş başa bıraktığını hidayet edecek, hidayetle serfiraz kıldığını dalâlete düşürecek ve hükmettiğini değiştirecek hiçbir güç yoktur.

Mal ve makam sahiplerinin mâlik olduğu şeyler de, Senin lütuf ve ihsanının yerine geçip kendilerine fayda vermez.

Yüce namı anılınca ne yerde ne de gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla ki, O Semî’ ve Alîm’dir.

Allah’ım! Senin yakınlığına erenler sadece izzet bulurlar. Medh u senan başları döndürecek kadar uludur. İsimlerin mukaddestir ve Senden başka bir ilah yoktur.

Ey bir şeyi dinlemek, Kendisini, başka bir şeyi dinlemekten alıkoymayan!

Ey dillerin farklılığı Yüce Zâtı için asla bir karışıklığa sebep olmayan!

Ey Yüce Allah’ım! Bize affının serinliğini ve mağfiretinin halâvetini tattır.

Allah’ım! Efendiler Efendisi Hazreti Muhammed’e ve en büyük meleklerden ikisi olan vaad, müjde ve sevap arşının hâmili Hazreti Rıdvan ile vaîd, tehdit ve ikab arşını taşıyan Hazreti Mâlik’e (aleyhimesselâm) salât ve selâm eyle. Mennân-ı Hakikî Sensin. Senin salavâtın Efendimiz’in ve o iki büyük meleğin üzerine olsun.

----------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:   " EL- MUSAVVİR "

TESBİH ADEDİ:  336

TESBİH NİYETİ: MAKSAT VE MERAMINA ULAŞMAK VE İFADE ETMEK, BİR İŞTE UZMANLAŞMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön