11. GÜN - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

11. GÜN

ÖZEL KUR-1
    
MEAL”

BAKARA-213:İnsanlar, başlangıçta (rızık ve benzeri hususlarda ayrılığa düşmemiş, kavgasız-nizasız) tek bir ümmet idi.
(Derken ihtilâfa düştüler) ve Allah, (iman ve salih amelin karşılığında af, rahmet ve mükâfatımızla) müjdeleyici, (her türlü dalâlet yollarına ve bu yolların sonuçlarına karşı) uyarıcılar olarak peygamberleri gönderdi;
Beraberlerinde de, ihtilâf ettikleri konularda insanlar arasında hükmetmesi için kendisi bizatihî hak olan ve inişi esnasında da kendisine bâtılın asla yol bulamadığı Kitabı indirdi.
O Kitap hakkında, ancak kendilerine o Kitabın verildiği topluluklar, hem de onlara apaçık deliller, gerçeği gün gibi gösteren âyetler geldikten sonra aralarındaki haset ve rekabetin yol açtığı tecavüzler sebebiyle ihtilâfa düştüler.
Allah, hak mevzuunda ihtilâf ettikleri hususlarda, (şu zamanda Rasulûmüze ve Kur’ân’a) iman edenlerin önünü açtı ve izniyle onları hidayete erdirdi.
Allah, dilediğini dosdoğru bir yola hidayet eder.”
---
*Bu âyet, başlı başına gerçek tarih felsefesini ortaya koymaktadır.
*Allah, (ilk cennetten) yeryüzüne indirdiği insana hidayeti göndereceğini, yani ona yeryüzü hayatında yürümesi gereken yolu göstereceğini va’detmişti.
*Yeryüzü hayatlarının ilk döneminde insanlar, Hz. Âdem’in rehberliğinde hidayet üzere idiler.
*Rivayetlerde geldiği üzere, Hz. Âdem’e Sahifeler de verilmişti.
*Emeklerinin ürününü ve Allah’ın kendilerine yerde verdiği rızkı paylaşma konusunda aralarında henüz bir rekabet yoktu.
*Ne zaman bu rekabet başladı, o zaman da ihtilâflar, kavgalar ve kan dökmeler de sökün etti.
*Cenab-ı Allah (c.c.), rahmetinin gereği olarak, ihtilâf ettikleri konularda onları doğruya iletecek ve aralarında adaleti hâkim kılacak (kimi nebî, kimi rasûl) peygamberler gönderdi ve içlerinden bazı rasûllere Kitap, bazılarına Sahifeler verdi.
*Bu defa Kitap üzerinde, yine aralarındaki rekabet, hırs, paylarına düşene razı olmama ve tecavüz yüzünden ihtilâfa düştüler ve tarih bu şekilde sürdü geldi.
*En son, Hz. Musa(a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın kavimlerinin ihtilâflarının ardından – ki bu ihtilâfa tarih tam şahittir – Cenab-ı Allah (c.c.), son olarak Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ı gönderdi.
*Âyet, bütün ihtilâfların nihaî çözüm merciinin artık Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm ve Kur’ân olduğunu belirtmektedir.

-----------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Vallahi, senin hidayetinle bir tek kişiye hidayet verilmesi, senin için kıymetli develerden müteşekkil sürülerden daha hayırlıdır."

(Ebu Dâvud)

-----------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana gerçek huzuru dinin sıcak atmosferinde bulmuş ve ancak din sayesinde mutlu olabilmiştir.
*Dinin olmadığı bir yerde yüksek ahlâk ve faziletten bahsetmek mümkün olmadığı gibi, mutluluktan söz etmek de oldukça zordur.
*Zira, ahlâk ve faziletin kaynağı vicdandır.
*Vicdana hükmedecek yegâne unsur da, Allah’la irtibattan ibaret olan dindir.
*Din, güzel huylar adına açılmış en feyizli, en bereketli bir mekteptir.
*Din, insanları kendi hür iradeleriyle hayırlara sevk eden ilâhî prensipler mecmuasıdır.
*İnsanın maddî-mânevî terakkisini, dolayısıyla da dünyevî ve uhrevî bütün saadetlerini hazırlayacak esasları dinin prensipleri içinde bulmak her zaman mümkündür.
*Din ile gerçek ilim, bir hakikatin iki yüzü gibidirler.
*Din, insanı doğru yollarda gezdirir ve mesut edecek neticelere ulaştırır.
*Gayesi ve hedefi belli olan ilim ise, bir meşale gibi, bu yollarda ve kendi alanı içinde onun önünü aydınlatır.

-----------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Nasıl ki bir kitabın, bilhassa her kelimesinin içinde küçük kalemle yazılmış birer eser ve her harfinde muntazam birer kaside bulunan bir kitabın kâtipsiz olması düşünülemez.

Aynen öyle de, şu kâinatın bir Nakkaşının, bir Yaratıcısının olmaması tamamen akıl dışıdır, imkânsızdır.

Zira bu kâinat öyle bir kitaptır ki, her sayfası pek çok kitabı içerir. Hatta her kelimesinin içinde bir kitap, her harfinin içinde bir kaside vardır. Yeryüzü, içinde sayısız kitap bulunan bir sayfadır. Bir ağaç, pek çok sayfası olan bir kelimedir. Bir meyve bir harf, bir çekirdek bir noktadır. O noktada koca ağacın programı, fihristi bulunur.

İşte böyle bir kitap ancak celâl ve cemâl vasıflarına, sonsuz kudrete ve hikmete sahip yüce bir Zât’ın kudret kaleminden çıkmış olabilir. Demek, bütün âlemin şahitliğiyle, her şey O’na imanı gerektirir. Yeter ki insan dalâletten sarhoş olmasın...

Nasıl ki bir bina ustasız olamaz. Hele harika sanatlarla, hayret verici nakışlarla, garip süslerle donatılmış, hatta her bir taşına bir saray kadar sanat işlenmiş bir binanın ustasız olmasını hiçbir akıl kabul etmez.

O bina, gayet mahir bir sanatkârın varlığını gerektirir. Hem içinde her saat sinema perdeleri gibi, hakiki manzaralar hazırlanan o bina, tam bir intizamla bir elbise gibi değiştirilir. Hatta her bir hakiki perde içinde, küçük küçük, çeşitli menziller var edilir.

O bina gibi şu kâinat da sonsuz hikmet, ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcının varlığını gerektirir. Çünkü şu muhteşem kâinat öyle bir saraydır ki, ay ve güneş onun lambaları, yıldızlar mumlarıdır.

Zaman, Sâni-i Zülcelâl’in ona her sene bir başka âlemi takıp gösterdiği bir ip, bir şerittir. O Zât, şu âlemlerin içindeki suretleri her gün muntazam bir şekilde yeniler, hikmetle değiştirir.

Bir nimet sofrası yaptığı yeryüzünü her bahar mevsiminde, üç yüz bin çeşit sanatlı eseriyle süsler. Had ve hesaba gelmez türlü ihsanlarıyla doldurur.

Bunu öyle bir tarzda yapar ki, o eserler tamamen birbirine karışmış olduğu halde, nihayet derecede farklılıklarıyla birbirinden ayrılır. Bunlar gibi başka örnekleri de düşün... Böyle bir sarayın Sâni’inden nasıl gafil olunabilir?

-----------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…
Allah’ım! Sen onlara hiç ihtiyacın olmadığı hâlde insanları yarattın; sonra onların bir kısmı salih ameller işleyip Cennetlik oldular, diğer kısmı da ısrarla işleyip durdukları günahlar yüzünden Cehennem’i boyladılar. Rabbim, ne olur, bu aciz kulunu Cehennem azabından muhafaza buyur ve Cennet’e layık kullarından eyle!

Allah’ım! İnsanoğlunu varlık sahasına çıkaran Sen, daha yaratmadan evvel kimin hayatını iyi işlerde kullanıp saîd olacağını, kimin de kötü yollara düşüp bir şakî hâline geleceğini bilen de yalnız Sensin. Rabbim, bahtına düştüm, bu affına pek muhtaç kulunu bilerek ya da bilmeyerek işlediği günahlardan dolayı şakîlerden eyleme!

Ey Kudreti Nihayetsiz Allah’ım! Bütün varlığın harekâtını tanzim eden sadece Sensin. Sen dilemeden hiçbir nesne, hiçbir şekilde hareket edemez; Senden benim bütün hareketlerimi rızan istikametinde ve takva dairesinde tutmanı diliyorum.

Allah’ım! Hayrı yaratan da Sen, şerri yaratan da Sensin. Senin kullarından bir kısmı hayır yolunu, bir kısmı da şer yolunu tutmuşlardır. Rabbim! Sen beni hep hayır yolunda yürüyenlerden eyle!

Allah’ım! Sen dilersen, müstahak olanları dalâlet vadilerinde dolaştırır ve sinelerine darlık üstüne darlık atarsın. Ne olur Rabbim! Benim sadrımı imana aç ve imanın güzelliklerini kalbime duyur ve o güzelliklerle ruhumu doyur!

Allah’ım! Olup biten bütün işleri evirip çeviren yalnız Sensin; neticede her şeyin dönüşü de sadece Sanadır.

Allah’ım! Ölümden sonraki hayatımı güzel bir hayat eyle ve beni Sana yakın olan mukarreb kullarının arasına kat.

Yüceler Yücesi Allah’ım! Dileyenler başka başka kapılara iltica edip oralarda kendilerine bir sığınak arayıp dursunlar; benim biricik dayanağım Sen, güven kaynağım da yalnızca Sensin. Çünkü azamet tahtının yegâne sultanı Sen, gerçek güç ve kuvvetin tek sahibi de yine Sensin!

        Efendimiz Hazreti Muhammed’e, hane halkına, ashâbına, evladına, ezvâcına, ehl-i beytine, yardımcılarına, mümin akrabalarına, ensârına, tarafında olanlara, ittiba edenlere, sevenlerine, muhacirîne, O’ndan yana çıkanlara, zürriyetine, ümmetine ve onlarla beraber bize, gökleri ve yeri dolduracak kadar, Senin kadîm mülkünde şimdiye kadar olmuş ve bundan sonra olacak ne varsa hepsinin sayısınca ve onların da katları sayısınca, ezelden ebede kadar her an salât ve selâm eyle. Amin..!

-----------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " EL- HÂLIK "
TESBİH ADEDİ: 731
TESBİH NİYETİ: İŞLERDE SIKINTI VE ÜZÜNTÜDEN KURTULMAK, BAŞARILI OLMAK


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön