6. DERS: İBADET ŞUURU - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

6. DERS: İBADET ŞUURU

3. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

      

Bakara / 138.

"Allah'ın (verdiği) rengiyle boyandık. Allah'tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O'na kulluk ederiz (deyin)."

BİR HADİS:

      

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve selleme dedim ki:


"Bu işte seninle beraber kimler var?"
"Bir hür kişi, bir de köle..."
"İslâm nedir?"
"Hoş söz söylemek ve yemek yedirmek."
"İman nedir?"
"Sabır ve hoşgörü...
"Hangi İslâm en üstündür?"
"Müslümanların, elinden ve dilinden esenlikte olduğu kişininki..."
"Hangi İman üstündür?"
"Güzel ahlâk."
"Hangi namaz üstündür?"
"Ayakta durma süresi uzun olan namaz."
"Hangi hicret üstündür?"
"Rabbinin hoşlanmadıklarından uzak durman."

Amr radıyallahu anh. Taberânî.


İBADETİN YAŞI OLUR MU?

      

Terzi idi. İyi bir terzi. Dikeceği elbiseleri dört dörtlük dikerdi. Hiç bir eksiklik bırakmamaya çalışırdı. Bazılarının "kim anlar onu!" dediği yanlışları bile hemen düzeltmeye çalışırdı.
         

Onun için gece gündüz çalıştığı olurdu. Çoğu akşamları sabahlardı dükkanda, elindeki işi bitirmek için.. Namazlarını hiç kaçırmazdı. Çoğu zaman camiye gider bazen de dükkânda kılardı.
      

Bir gün ezan okunuyordu. Hemen dükkânını kapayıp camiye yetişmek istiyordu tam bu sırada karşı marangoz çağırdı "hayırdır" diyerek içeri girdi. Adam çay söylemek istemişti. Ama o, kahve çayından nefret ederdi. Kendisinin küçük bir semaveri vardı onunla çayını ağır ağır kaynatırdı. Kibarca reddetti.


Bir müddet bakıştıktan sonra marangoza,
-"Acelem var gitmem lazım" dedi bunun üzerine marangoz:
-İşler nasıl? Müşteriler çok mu gibi havadan sudan sorularla oyaladı.


Biraz terzinin işini önemsemiyordu adeta. Bunun üzerine terzi bir kez daha kapıya doğru yöneldi.


Bu sefer genç marangoz,
-Yahu abi seni hep namazdayken görüyorum. Daha çok gençsin, biraz yaşamamız gerekmez mi? Tamam yaşlanınca kılarız, uzatırız sakalı.


Genç adam beklemediği soru karşısında biraz düşündü...

- Peki ya yaşlanamaz isek? Genç ölümleri hiç duymadın mı?
- Ya abi bırak gericiler gibi konuşmayı genç ölümler binde hatta yüz binde bir olur. Yaşlanınca yapsak daha iyi olur, yaşlılık biçilmiş kaftan bu işler için...
      

Genç karşısındakine bir şey anlatamayacağını anladı ve her zamanki tavrıyla nazikçe izin isteyip çıktı.
      

Ertesi gün dükkânına geldiğinde ise karşıda bir topluluk gördü, meraklandı. Dükkân mı soyuldu acaba diyerek sokuldu kalabalığa. Herkes üzgün bir halde idi. Kimseye soru soramadı. Etrafta bir zorlama izi de yoktu. İçeri girdikçe kalabalık artmıştı.


Derken biri;
-YAZIK OLDU ÇOCUĞA DAHA GENÇTİ..
      

İşitince bunları, anladı ne olduğunu...



3. SÖZ:

      

İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle...
      

Bir vakit iki asker, uzak bir şehre gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; tâ, yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: «Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan, ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaati olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizâmsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider. Zahirî bir hiffet (hafiflik), yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddî hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlûb edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur..»
      

O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizâma tâbi olmak istemez, sola gider. Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir Sûrette gider. Tâ, mahall-i maksuda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezasını görür.
      

Askerlik nizâmını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlup şehire yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür.
      

İşte ey nefs-i serkeş! Bil ki: O iki yolcu, biri mutî-i kanun-i İlâhî, birisi de; âsi ve hevâya tâbi insanlardır. O yol ise, hayat yoludur ki: Âlem-i Ervahtan gelip kabirden geçer; âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibâdet ve takvâdır.. İbadetin çendan zâhirî bir ağırlığı var.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön