28. DERS: SÜNNET-İ SENİYE - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

28. DERS: SÜNNET-İ SENİYE

2. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

      

Âl-i İmrân /31.

De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."


BİR HADİS:

       

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:


"Ümmetimin bozulması zamanında kim sünnetime sımsıkı sarılırsa, şehîd sevabı alır."


Ebû Hureyre radıyallahu anh. Taberânî.


SÜNNET:

       

Sünnetin sözlük anlamı, “yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun” demektir. Terim anlamı ise, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) söz ve fiillerinin ve takrirlerinin tümü mânâsına gelir.



SÜNNETİN ÇEŞİTLERİ-1:

       

a. Kavlî Sünnet  

Sünnet, Allah Rasûlünün (sav) mübarek sözleridir; yani sünnetin bir bölümünü Onun nurlu sözleri teşkil eder ki, bunlar, Kurânda yer almayan, fakat bütün fukahâca fıkıh kitaplarına alınıp, pek çok hükme esas kabul edilen, Ona ait nurefşan beyanlardır ki, misal olarak şunları zikredebiliriz:
       

1. Fıkhın prensipleri arasında yer alan bir mübarek sözlerinde Efendimiz (sav): “Zarar verme ve zarara zararla mukabele etme yoktur” buyurmuşlardır. Yani, kimseye zarar verilemeyeceği gibi, birine zarar veren kişiye de zararla mukabele edilemez.
       

2. Allah Rasûlünün bir diğer mübarek sözlerinde ise şöyle buyrulmaktadır: “Yağmurların ve akarsuların suladığı arazide öşür (onda bir), hayvanlar ile sulanan arazide öşrün yarısı (yirmide bir) zekât vardır.”
       

3. “Deniz suyuyla abdest alabilir miyim?” diye soran bir sahabesine Allah Rasûlü, dünya kadar fetvalara esas teşkil edecek şu mübarek sözüyle karşılık verir: “Onun suyu temiz, ölüsü de helâldir.”

       

b. Fiilî Sünnet

Rasûl-ü Ekrem (sav)in davranışları ve hareketleriyle ortaya koyduğu sünnettir ki, Kurânda sarihen zikredilmemiştir.


Mesela; Kuran-ı Kerimde namaz emredilmiş olduğu ve bazı yerlerinde “rükû edin, secde edin” gibi emirler bulunduğu; hattâ umumi bazı vakitler zikredildiği halde, kesin olarak hangi vakitlerde ve kaç defa namaz kılınacağı.. namazın nasıl eda edileceği.. onun farzları, vacibleri.. ve nelerin namazı bozduğu açıklanmamıştır.


Bütün bu hususlarda, sünneti nazara veren Efendimiz (sav):

“Beni, nasıl namaz kılıyor görüyorsanız, siz de öyle kılın” buyurarak, sünnetin husûsî teşrîine işaret etmişlerdir.


c. Takrirî Sünnet
     

Rasûlullah (sav), ashâbında gördüğü bazı hoşuna gitmeyen davranışları usûlünce tenkid buyururlardı.


Meselâ minbere çıkar ve isim tasrih etmeden, perdeyi yırtmadan: “Cemaate ne oluyor ki, falan şöyle yapıyor?!” diye ikaz ve tembihde bulunurlardı.


Şahsına karşı yapılan kötü muamelelerde son derece müsamahakâr olmasına rağmen, hakkın çiğnendiği yerde: -Âişe Validemizin ifadeleriyle-“Kükremiş arslan gibi, ihkak-ı hak edinceye kadar kendisini durdurmak mümkün olmazdı.”


Bu arada, Efendimiz (sav), bazen de gördüğü davranışları menetmez ve sükûtuyla onları tasvib buyururlardı ki, bu da sünnetin takrirî kısmını teşkil etmektedir.
       

1. Meselâ; bir defasında iki sahâbi sahrada su bulamadılar ve teyemmümle namaz kıldılar. Bunlardan biri, daha sonra aynı namaz vakti içinde su buldu ve abdest alıp, yeniden namaz kıldı.. diğeri namazını iade etmedi. Sonra ikisi de gelip, durumu Rasûlullah (sav)a anlattılar. Allah Rasûlü: “Suyu bulduğum halde, ben namazı iade etmedim” diyene: “Tam sünnete göre hareket ettin”; “suyu bulunca, abdest alıp, namazı iade ettim” diyene de: Sana da iki mükâfat var” buyurdular. İşte bu, takrirî sünnete girmektedir.
       

2. Yine, Allah Rasûlü (sav) Benû Kureyzayı tedibe giderken: “Acele edin, namazı orada kılacağız” buyurdular. “Acele” sözünden bazı sahabî: “Allah Rasûlü (sav), acele edip Kureyzaoğulları yurduna varmamızı ve namazı orada kılmamızı istiyor” manâsını çıkarıp, hemen yola çıktılar ve namazı orada kıldılar. Diğer bir kısım sahabî ise, “Hayır, Allah Rasûlü (sav), acele etmemizi istiyor; yoksa namazı burada da kılabiliriz” manâsını çıkararak, namazlarını kılıp da gittiler. Mesele Allah Rasûlüne (sav) götürüldüğünde, her iki grubun yaptığını da tasvib buyurdular. İşte, bu ve benzeri hâdiseler de takrirî sünnete misâl olarak zikredilirler.


11. LEMA / 3. NÜKTEDEN:

       

Sünnet-i Seniyyenin mes'eleleri, hatta küçük âdâbları, gemilerde hatt-ı hareketi gösteren kıblenâmeli birer pusula gibi, hadsiz zararlı, zulümatlı yollar içinde birer düğme hükmünde görüyordum. Hem o seyahat-ı ruhiyede çok tazyikat altında gâyet ağır yükler yüklenmiş bir vaziyette kendimi gördüğüm zamanda, Sünnet-i Seniyyenin o vaziyete temas eden mes'elelerine ittiba ettikçe, benim bütün ağırlıklarımı alıyor gibi bir hiffet buluyordum. Bir teslimiyetle tereddüdlerden ve vesveselerden, yâni "Acaba böyle hareket hak mıdır, maslahat mıdır?" diye endişelerden kurtuluyordum. Ne vakit elimi çektiysem, bakıyordum: Tazyikat çok. Nereye gittikleri anlaşılmayan çok yollar var. Yük ağır, ben de gâyet âcizim. Nazarım da kısa, yol da zulümatlı. Ne vakit Sünnete yapışsam; yol aydınlaşıyor, selâmetli yol görünüyor, yük hafifleşiyor, tazyikat kalkıyor gibi bir hâlet hissediyordum.


SÜNNET ÇEŞİTLERİ-2:


1-Sünneti Müekkede:

Hz. Peygamber (s.a.s)'in devamlı olarak işleyip nadiren terk ettiği; farz ve vacip olmayan amelleri. (Meselâ sabah namazının farzından önce iki rekat, öğle namazının farzından önce dört rekat, sonra iki rekat, akşam namazının farzından sonraki iki rekat ile yatsı namazının farzından sonra kılınan iki rekâtlık namazlar sünnet-i müekkede'ye örnektir.)


2-Sünnet-i Gayri Müekkede:

Hz. Peygamber (s.a.s)'in bazen yapıp bazen de terk ettiği ameller. Bu gruba giren sünnetleri yerine getirmek sevap kazandırır. Terk eden ise ceza, kınama ve azarlamaya müstahak olmaz. (Hz. Peygamber (s.a.s)'in giyinişi, oturup kalkması, taranması ve ayakkabı giymesi vb. hareket ve tavırlarını ifade eden sünnet-i zevaidler de bu gruba girer.)


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön