18. DERS: KONUŞMA VE DİNLEME - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

18. DERS: KONUŞMA VE DİNLEME

2. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:


“Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun. (58/9)


BİR HADİS:

       

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:


"Kim haksızken tartışmayı bırakırsa, cennetin kıyısında onun için bir köşk yapılır. Haklı olduğu hâlde bırakırsa, cennetin ortasında onun için bir köşk yapılır. Kimin de ahlâkı güzel olursa, ona cennetin en üstünde köşk yapılır."


Ebû Ümâme radıyallahu anh. Tirmizî.


DİL BELÂSI

       

Çok konuşmak, aklî ve ruhî dengesizliğe delâlet eden bir hastalıktır. Makbul söz, en kestirme bir yolla, muhatabın kafasını karıştırmadan ona bir şey anlatan sözdür. Muhataba bir şeyler anlatabilmek için uzun boylu konuşmaya gerek yoktur ve hatta çok defa uzun bir konuşma, beraberinde bir kısım zararlar da getirir.
       

Akıllı insan, konuşmak yerine, hem kendisi hem de başkaları için faydalı olabilecek şahısların konuşturulmasını sağlayan insandır. Aslında, aklı kâinat fen ve ilimleriyle; kalbi de ilâhî mevhibelerle doymuş ve olgunlaşmış kimselerin yanında başkalarının konuşması saygısızlık ve o kâmil ruhların susması da toplum adına bir mahrumiyettir.
       

Az söylemek, çok dinlemek bir fazilet ve ermişlik nişânesi, devamlı kendini dinlettirmek arzusu da, her zaman bir cinnet eseri sayılmasa da, mutlak bir dengesizlik ve hayâsızlık olduğunda şüphe yoktur.
       

Söylenecek her söz, bir meseleyi halletmeye ve bir soruya cevap olmaya yönelik bulunmalıdır. Söylerken de hem sorana hem de dinleyenlere bıkkınlık vermekten kat'iyen kaçınılmalıdır.
       

İnsanın, konuşmaması gerektiği yerde susması ve konuşması icap ettiği yerde de konuşması normal ve tabiidir. Ne var ki, daha istifadeli olabilecek kimselerin konuşmaları, her zaman tercih edilmelidir. Bu ise, her şeyden evvel bir edep işi ve susmanın faziletini idrak etmeye bağlıdır. Atalarımız ne hoş söylemişlerdir: "Konuşman gümüş ise, sükûtun altındır."
       

İnsan, çok söz söylemekle değil, söylediği sözlerin yerinde ve faydalı olmasıyla kadrini, kıymetini yükseltir. Aksine, her yerde ulu orta konuşan kimse, hele konuştuğu şeyler de yüce mefhumlara ve uzmanlık isteyen mevzulara dairse, hem bir sürü hatalara düşer, hem de kendi değerini düşürmüş olur. "Çok konuşanın çok sakatatı olur." sözü ne kadar yerinde ve kıymetli bir sözdür.
       

İnsan konuşmalarıyla kendini gösterir ve davranışlarıyla da ruhunun yüceliğini aksettirir. Her sözü mutlaka onun söylemesi lâzım geliyormuş gibi lafı kimseye bırakmayan gevezeler, zamanla bütün dostlarından nefret ve tahkir görmeye başlarlar. Böyle bir durum ise, zaman zaman onların da söylemeye muvaffak olabilecekleri güzel sözlerin dinlenmemesini ve dolayısıyla da çok yüksek hakikatlerin -bir geveze söylediği için- küçümsemesini netice verir ki, bu da, o yüce hakikatlere karşı hürmetsizlik ve saygısızlık demektir.
       

Az yeme, az uyuma gibi az konuşma da, öteden beri olgun kimselerin şiarı olagelmiştir. Ruhî melekelerin gelişmesinde insana ilk tavsiye edilen şey, diline hâkim olup, lüzumsuz ve münasebetsiz sözlerden sakınma olmuştur. Zira her yerde ağzını açıp saçma sapan söz edenlerin, kafa ve gönüllerinden daha büyük olan dilleri, ihtimal ki, onların sürekli kaybetmelerine sebep olacaktır; hem burada, hem de öteki âlemde.
       

Hele yapmadıkları şeyleri söyleyenlerin hâli, bütün bütün acı ve onlar hesabına düşündürücüdür. Bu itibarladır ki, En Doğru Sözlü'nün beyanında dil ve apış arasını muhafaza etme, cennetlere uçmanın birinci vesilelerinden sayılmıştır.
       

Bir insan, çok konuşma, kendi beyanını beğenme ve başkalarına söz hakkı tanımama hastalığından uzak kaldığı nispette, Yaratan ve yaratıklara yakın ve onların nazarında sevimli olur. Aksine, ne Hak katında, ne de halk katında umduğunu bulamaz.


GÜZEL DİNLEME

      

“Nasihat dinin kendisidir.” ifadesiyle Peygamberimiz (SAV) bize dinin anlaşılması konusunda en önemli ölçülerden birini koymuştur. Ancak burada önemli olan kulun samimiyet ve iştiyakla Allahı bilmeye azmetmesidir.


Zira öyle dinleyenler vardır ki Rasulullahın getirdiği hakikatlere olabildiğince duyarsızlardır. Bunlar rahmetten istifade edemezler yine öyle nasihat dinleyenler vardır ki dinler, anlar ancak anladığını yaşama gayretinde olmaz. Oysa Allah niyetine göre ona kolaylık yolunu da gösterecektir. Ancak bunlar da tam manasıyla istifadeli olamazlar. Bir de dinleyip, anlayıp, bütün samimiyetleriyle öğrendiği hakikatleri yaşama gayretinde olanlar vardır ki işte Allahın hoşnut olduğu kullar bunlardır.

       

Evet, insan ahrete ait mevzuları dinlerken mutlaka iştiyaklı olmalı ve bu konuda gösterdiği hassasiyetin hem ALLAHa karşı saygının ifadesi hem de cenneti kazanmanın önemli bir çaresi olduğunu aklından çıkarmamalıdır.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön