16. DERS: ŞEFKAT - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

16. DERS: ŞEFKAT

3. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

Bakara / 143.

“… Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.”



BİR HADİS:

        

Müslim'de geçen rivâyette Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:


"Allah, arz ve semayı yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak kadardır. Ondan yeryüzüne tek bir rahmet indirmiştir. İşte anne, yavrusuna bununla şefkat eder. Vahşi hayvanlar ve kuşlar birbirlerine bununla merhamet ederler. Kıyamet günü geldiği vakit Allah, rahmetine bunu da ilâve ederek (tekrar yüze) tamamlayacaktır."


ŞEFKAT DE ÂHİRETİ İKTİZA EDER

       

Yeryüzünde çok açık olarak bir şefkatin hükümferma olduğunu müşahede ediyoruz.


Şefkat acıma hissidir. Şefkat, bir mazluma merhamet etme hissidir. Şefkat, ağlayanın ağlamasına kulak verme hissidir. Şefkat, yaralı, arızalı, bereli bir kimsenin arızasını tedavi etme hissidir. En küçük daireden en büyük dairelere kadar bu şefkat hissinin geçerli olduğunu görüyoruz.
       

Eliniz yaralansa, siz de elinizi tedaviye koyulsanız, Allah'ın merhamet ve şefkati olmasa, inanın kanınızın, yaralanan o kısmı nescetme, onarma faaliyeti görülemeyecek ve siz o yarayı kapatamayacaksınız.  
       

İşte, insanın büyük sayılabilecek yaralarının dahi kısa zamanda iyileşmesini temin eden Cenâb-ı Hakk'ın sadece bu noktadaki şefkatini anlayabiliyor musunuz?


Cenâb-ı Hakk (cc) bizlere merhamet ediyor. Ama ne ile? Ancak mikroskoplarla görebileceğiniz küçücük varlıkları imdadınıza göndererek.


Hele yavruların durumu. O bütün bütün insanı hayrette bırakıyor. Allah (cc) küçücük bebelere ayrı bir şekilde merhamet ediyor. Dünyaya gelen, en saf, en temiz gıdalara ihtiyacı olan o yavrulara ayrı bir ihtimam söz konusu. Onu önce ana rahminde besliyor. Rahmin cidarlarını yavrunun beslenebileceği bir vasat haline getiriyor. Anne, çocuğa bir hâdime, hizmetçi haline getiriliyor.


Yavru, dünyaya gelirken, Cenâb-ı Hakk onun için yeniden öyle bir gıda meydana getiriyor ki, yeni dünyaya gelmiş bir canlının ilk zaruri ihtiyacı odur: Anne sütü. Evet, anne sütü hiçbir gıdanın yavru üzerinde hasıl edemeyeceği müspet bir tesir meydana getiriyor. Hattâ siz o sütü sağıp başka bir kaba koysanız ilk andaki halavetini ve vitaminlerini koruyamayacaksınız. Sizler, beslemiş olduğunuz koyun ve sığırların tertemiz sütünü dezenfekte edilmiş kaplara alsanız, sonra da bu sütü yavrulara verseniz onları daha iyi beslemiş olmayacaksınız. Allah'ın (cc) sonsuz merhameti olmasaydı bütün bu güzellikler meydana gelir miydi?
       

Evet, dört bir yanda azim bir şefkatin hükümferma olduğunu gökkuşağı gibi görüyoruz. Sular çağlayıp çağlayıp bitkilerin ihtiyacına koşuyor. Rahmet onların da başını okşuyor. Onlar için çok zarurî olan hava, ağaçların ağzı, burnu menzilesindeki yapraklarla teneffüs ediliyor. İnsanın teneffüsüne mani olsanız onun ölümüne sebep olabileceğiniz gibi bitkiler de havasız bırakılsa canlılıklarını yitirir ve kuru bir çöp haline gelirler.


Yeryüzünün canlı bütün organizmalarına şâmil bir şefkat olduğunu kabul etmedikten sonra yapmaya çalışacağınız bütün izahlar, birer diyalektikten öteye geçmeyecektir.


Şimdi lütfen dikkat ediniz. Böyle en ehemmiyetsiz gibi görünen canlıların imdadına şefkati ile karşılık veren Cenâb-ı Hakk, o şefkate çok muhtaç bekâ arzusuyla yanıp tutuşan insanın arzusunu yerine getirmemesi mümkün müdür?


İnsanı dünyada bu kadar nimetlerle perverde etsin de sonra insanı idam-ı ebedî ile yok etsin, kabirle insanın hayatını ve varlığını sona erdirsin, ona ebedî bahçeler, cennetler açmasın, ebedî nimetlerle serfiraz kılmasın mümkün müdür?
       

Bizler bütün yeryüzündeki şefkat eserlerinden istidlâl ederek şu hükme varıyoruz:

Zerrelerden küreye, hücrelerden en kompleks organizmalara kadar her tarafta O'nun şefkat ufuklarını açmış olan Allah (cc) âhireti açacak, insanları yeniden diriltecek, bu dünyada çeşitli nimetleriyle perverde etmiş olduğu insanı, âhirette de o bitmek tükenmek bilmeyen nimetleriyle donatacaktır.



DAVAYI ÇÖZEN ŞEFKAT

       

Süleyman Peygambere(as) bir gün iki kadın geldi. Yanlarında henüz konuşamayacak kadar küçük bir de çocuk vardı.

Biri derdini şöyle anlattı:
-“Ey Allahın aziz peygamberi: Ben kırda çalışırken oğlumu beşiğine yatırmış uyutmuştum. Az sonra bu kadın geldi. Çocuk benimdir diye bağırmaya başladı. Halbuki, onun çocuğunu çalılıklar arasından gelen bir kurt kapıp götürmüş. Şimdi benim çocuğuma sahip çıkıyor.”


Süleyman (as) kadını dinledikten sonra ötekine söz verdi.

O da şöyle dedi:

-“Ey Allahın resulü, bu kadın yalan söylüyor! Asıl kurdun kaptığı onun çocuğudur. Kalan ise benim yavrumdur. Şimdi o benim yavruma sahip çıkıyor.”


Süleyman (as) karar verdi.

“Bana büyük ve keskin bir kılıç getirin.”


Adamları istediğini hemen getirdiler. Kılıcı aldı çocuğa doğrulttu.

-“Madem ki, çocuğu bölüşemiyorsunuz, ortadan ikiye ayırayım yarısını biriniz, yarısını da diğeriniz alın. Böylece dava halledilmiş olsun.”


Kadınlardan biri hemen feryadı bastı:
-“Ey Allah
ın resulü, buna can mı dayanır! Ben istemiyorum. Çocuk tek onun olsun. Yeter ki ona dokunulmasın.”


Süleyman (as) son sözünü söyledi:
-“Anne bulunmuş, çocuğun kime ait olduğu bilinmiştir.”

Ve çocuk, ona dokunulmasın diyen kadına verildi.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön