21. GÜN - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

21. GÜN

ÖZEL KUR-1

MEAL”

NİSA-32: (Dünyada geçimlikler farklı farklıdır.
Erkek veya kadın olmak da elinizde değildir.
Dolayısıyla,) Allah’ın bazınıza bazınızdan daha fazla verdiği (makam, servet, fizikî cazibe
gibi) dünyalıklar hususunda,
(“Keşke bizim de olsaydı!”) şeklinde temennide bulunmayın ve (aranızda kıskançlığa düşmeyin;
Allah’ın yaptığı paylaştırmaya da itiraz etmeyin).
Erkekler için çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) olduğu gibi,
Kadınlar için de çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) vardır.
(Bununla birlikte, mevcutla yetinmeyin; meşrû dairede ve Allah rızası istikametinde olmak kaydıyla, gayretinizi ve hedefinizi büyük tutup, çalışarak ve dua ile) Allah’ın lütf u kereminden isteyin.
Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilir ve her yaptığını bilerek yapar.”

-----------------------------------------------------------------------------

HADİS”

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kuvvetli mü'min, Allah nazarında zayıf mü'minden daha sevgili ve daha hayırlıdır.
Aslında her ikisinde de bir hayır vardır.
Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster.
Allah'tan yardım dile, acz izhar etme.
Bir musibet başına gelirse:
"Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi!"  deme.
"Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!" de!
Zira "eğer" kelimesi şeytan işine kapı açar."

(Müslim)

-----------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Allah’ın insanlar üzerinde sayılmayacak kadar nimetleri vardır; bunların en büyüklerinden biri de, bu nimetlerin şuurunda olma nimetidir.
*Sıhhat, sağlıklı kimselerin sırtında atlastan öyle bir nimettir ki, kadrini ancak hastalar bilir...
*Allah’ın insana en büyük nimeti iman nimetidir. Bu büyük nimetin şükrü de, O’na isyan etmemektir.
*Her nimete, o nimet cinsinden şükürle mukabele, bir kadirşinaslık ifadesidir.
*Çok defa cahilin mesut ve müreffeh, hikmet erbabının da maddeten bedbaht yaşaması, dünyadaki nimetlerin zatî kıymete göre gelmediğini gösterir.
*Eşyanın fiyatını bilmek değil, kıymetini bilmek mühimdir.
*Allah’ın ihsanları Kendi büyüklüğü ölçüsündedir; şükür isteği ise, nimet verdiklerinin kametine göredir.
*İnsanı Allah’tan uzaklaştıran nimet, en büyük musibettir.

-----------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Madem müminler ve dinin emir ve yasaklarına uyanlar, gözleri önündeki kabrin kendileri hakkında ebedî bir hazineye, sonsuz bir saadete kapı olduğunu anlamışlar ve onlara iman vesikasıyla o ezelî kader piyangosundan milyarlarca altın ve elması kazandıracak bir bilet çıkmış.

Her vakit, “Gel biletini al!” denilmesini beklemekten derin, esaslı, hakiki bir lezzet ve manevî bir zevk duyarlar. Bu öyle bir lezzettir ki, eğer cisme bürünse ve o çekirdek bir ağaç olsa, o mümin için hususi bir cennet hükmüne geçer.

Şu halde, o büyük zevk ve lezzeti terk edip gençliğin sevkiyle, zehirli bir bala benzeyen, sonu gelmez elemlerle karışık o haram eğlence ve heveslerin peşinde geçici bir gayrimeşru lezzeti tercih eden, hayvandan yüz derece aşağı düşer.

Böyle bir insan yabancı dinsizler gibi de olamaz. Çünkü onlar, Hazreti Peygamber’i (aleyhissalâtü vesselam) inkâr etseler, diğer peygamberleri tanıyabilirler.

Peygamberleri bilmeseler, Allah’ı tanıyabilirler.

Allah’ı bilmeseler de kemâl vasıfları kazanmaya vesile olacak bazı güzel hasletlere sahip bulunabilirler.

Fakat bir Müslüman, hem peygamberleri hem Rabbini hem de bütün üstün meziyetleri, Muhammed-i Arabî (aleyhissalâtü vesselam) vasıtasıyla bilir.

Onun terbiyesini bırakan ve zincirinden çıkan, artık hiçbir peygamberi de Allah’ı da tanımaz ve ruhunda kemâl vasıflarını muhafaza edecek hiçbir esası bilemez.

Çünkü peygamberlerin sonuncusu, en büyüğü, dini ve daveti bütün insanlığa bakan, mucizeleri ve diniyle peygamberlerin en üstünü olan ve beşeriyete bütün hakikatlerde üstadlık edip bunu on dört asırda parlak bir surette ispatlayan, insanlığın iftihar kaynağı bir zâtın terbiyesinin esaslarını ve dininin kanunlarını terk eden, elbette, hiçbir şekilde bir nur, bir kemâl bulamaz.

Mutlak bir düşüşe mahkûmdur.

İşte ey dünya hayatının zevklerine tutkun ve gelecek endişesiyle hayatını kazanmak için çabalayan biçareler!

Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini ve rahatını isterseniz meşru dairedeki keyifle yetininiz.

O, keyfinize kâfidir.

Geçmiş zamanın hadiseleri sinema perdesinde gösterildiği gibi, gelecek de –mesela elli sene sonraki halleri– kendilerine gösterilseydi, haram zevklere dalıp gidenler şimdi güldüklerine yüz binlerce lânet ve nefretle ağlayacaklardı.

Dünya ve ahirette ebedî, daimî sevinci isteyenin, iman dairesindeki Muhammedî (aleyhissalâtü vesselam) terbiyeyi kendine rehber edinmesi gerekir.

-----------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…
Merhameti, re’fet ve şefkati sonsuz Yüce Rabbim!

Sana iman etmiş bu kuluna azap mı edeceksin? Sana gönlünü veren bu muhtaç gedâyı uzaklığın yakıcı ateşine mi maruz bırakacaksın? Düşmüş kalkmış ama gelip af talebinde bulunmuş bu zavallıyı hizlâna mı uğratacaksın? Günahlarını ancak Senin rahmet ve merhamet deryalarının eritebileceği bu acizi afv u safhından mahrum mu bırakacaksın?

Hâşâ ya Rabbi hâşâ, kapına dayanmış, ihtiyacını, ızdırarını arz etmiş bir muhtacı eli-avucu boş geri çevirmek Senin keremine yakışmaz.

Olamaz, annem şakî olayım diye beni dünyaya getirmiş olamaz; hayatımı günahların ve isyanların elemleri perişan etsin diye beni yetiştirmiş de olamaz.

Rabbim, ah keşke bir bilebilseydim ismimi saîdler defterine kaydettiğini ve beni yakınlığına mazhar kıldığını! Keşke bilebilseydim de gözlerim sürurla, gönlüm de itmi’nanla dolsaydı!

Allah’ım! Azametine karşı secde etmiş yüzleri karartır mısın Sen hiç?
Medh u senalarla hep Yüce Zâtının ululuğunu seslendirip durmuş dilleri ebkem bırakır mısın?
Senin sevginin boyasıyla boyanmış kalbleri mühürler misin?
Senin zikrinin lezzetiyle dolup dolup taşmış kulakları duyamaz hâle getirir misin?
Rahmet ve şefkatine nâil olabilme recasıyla hep semaya kalkmış ellere kelepçe vurur musun?
İbâdet ü tâata râm olmuş bedenleri cezalandırır mısın ya da Senin Dinine, Kitabına, Resûlüne hizmet için koşturup durmuş ayakları incitir misin Sen hiç?

Allah’ım! Rab olarak sadece Seni bilip Seni tanıyan kullarının yüzüne, ne olur, rahmet kapılarını kapama. Hayır ya Rabbi hayır, Sen tevhid inancıyla azîz eylediğin yürekleri Senden uzak kalmanın zilletine dûçâr kılmaz ve Senin muhabbetinle meşbû gönülleri Cehennem ateşine maruz bırakmazsın.

Allah’ım! Azabının ve gazabının eleminden beni koru!

Ya Hannan, ya Mennan, ya Rahîm, ya Rahman, ya Cebbar, ya Kahhar, ya Settar, ya Ğaffar, eşrârın (kötü kimseler) kim ve ahyârın (iyi insanlar) kim olduğunun gün gibi açığa çıkacağı, hesap endişesinden ellerin ayakların titreyeceği, ömrünü ihsanla değerlendirmiş yiğitlerin kurbiyete mazhar kılınacağı, hayatını isâet (kötülük)le heder etmiş bahtsızların da uzaklığa maruz bırakılacağı, dünya hayatındayken her kim ne işlemişse karşısına tastamam çıkarılacağı ve hiçbir kimsenin zerre ağırlığınca haksızlığa uğratılmayacağı o şedîd günde beni Cehennem azabından ve rezil rüsva olmaktan muhafaza buyur.

Allah’ım! Hâtemü’l-Enbiya Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve ilimleri kendisine vahyettiğin, değişik anlayışlara göre söz söylemeye muvaffak kıldığın ve mucizeleriyle insanların yaralarını tedavi edebilme payesiyle donattığın Şît Nebîye salât ü selâm eyle. Senin selâmın Efendimiz’in ve onun üzerine olsun. Amin..!

-----------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " EL- BÂSİT "
TESBİH ADEDİ: 72
TESBİH NİYETİ: RIZKININ GENİŞLEMESİ VE BEREKETİN ARTMASI...


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön