21. DERS: HİCRET - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

21. DERS: HİCRET

3. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

        

Nisa / 100.

“Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok güzel yer ve bolluk (imkân) bulur. Kim Allah ve Resûlü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah'a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”



BİR HADİS:

       

Abdullah lbnu Sa'dî radıyallahu anh anlatıyor:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına bir heyet olarak geldik.


Ben:

"Ey Allah'ın Resulü! Muhakkak ki ben, arkamda, artık hicretin sona erdiğini zanneden bir kavim bıraktım" dedim.


Aleyhissalâtu vesselâm:

"Küffârla kıtal edildiği müddetçe, hicret sona ermeyecektir" buyurdu."


MUKADDES GÖÇ

        

Hicret engin gayeli mukaddes bir göç.. İnsanlığın İftihar Tablosu, bu seyahatin hem semavî olanıyla hem de arzda cereyan edeniyle şereflendirilmiştir. Bunlardan birincisi, has çerçevesiyle O'na mahsus ve başkasına müyesser değil; ikincisi ise belli şartlar altında, kıyamete kadar herkese açık bir şehrahtır.


Hiç şüphesiz bu mukaddes göçün "tarihin kulağına küpe" diyebileceğimiz en anlamlısını da, sadıklardan sadık arkadaşlarıyla, beşerin Medar-ı İftiharı gerçekleştirmişti.


O, ayağını sağlam basabilecek emin bir mekâna yerleşmek, vefalı dostlarına pürvefa yardımcılar bulmak, arzın göbeğinden göğsüne sıçrayarak orada sitesini kurmak ve yepyeni bir tarih ve medeniyet projesiyle iç içe derinlikleri olan evrensel bir dine insanları ulaştıracak köprüler kurmak için, emri ötelerden, böyle bir göçe katlanmıştı.
       

O gün, Mekke'nin inkârcı ve dayatmacı zorbaları karşısında her yol deneniyor, her çareye başvuruluyordu ama bu gaye ve vazife insanına göre, yapılanlarla olanlar arasında tenasübün bulunmadığı da bir gerçekti.


İşte bu tenasübsüzlük, Hazret-i Sahib-i Risaleti, Mekke'nin dışında yeni muhatablar aramaya sevk ediyordu.


Taif bu mülâhazanın ilk rüyası, peygamberlik davasının Mekke dışındaki ilk konağı ve bir sürü eza ve cefaya rağmen, tek bir mü'min tesellisiyle mağmum fakat ümitli geriye dönülen ilk hicret ülkesi olmuştu.


Sonra Mina'nın sarp, ürperten fakat candan Akabelerinde taşradan gelenlerle "sırran tenevverat" kuşağında cereyan eden gizli görüşme ve aşina sîneler arama.


Aranan kimdi onu kestirmek çok zordu ama bulunan Medine'nin altı talihlisi olmuştu.


İlklerden bu altı bahtiyar, insanlığın makûs kaderinin değiştirilmesinde, nübüvvet elinin kullandığı ilk manivela olacaktı.
       

Bu ilk altı kutluyu, daha sonra, ayrı bir on bahtiyar takip etmiş, müteakip sene de, içinde kadınların da bulunduğu yetmiş kişilik bir kudsîler topluluğu ikrarlarını ilân, teslimiyetlerini ifade ve Resûlullah'ın çağrısına "evet" demenin yanında, Efendimiz'i Medine'ye davet etmek üzere, yine bir kuytu yerde o Ebedî Halaskâr'la görüşmüş, biat etmiş ve O'na "Buyurun beldemize!" demişlerdi.


Ciddiydiler; O'nun getirdiği her şeyi kabullenecek, O'na teslim olacak, nefislerini, kadınlarını, çocuklarını koruma mevzuunda gösterdikleri aynı hassasiyeti O'na karşı da gösterecek, O'nu bağırlarına basacak, koruyacak ve canlarından aziz tutacaklardı. Bunun karşılığında da Allah onlara cennet vaadediyordu.


Anlaşma tamam.. Resûlullah mütebessim.. Ensar memnun.. ve Medine'nin kapıları da Muhacirlere ardına kadar açıktı.
       

Üçer-beşer Mekke boşalıyor.. açık-kapalı herkes Medine'ye akıyor.. hicret edenlerin fedakârlığı, Ensar'ın îsâr ruhuyla bir başka televvüne ulaşıyor ve derken arz yolculuğu adetâ mi'raçlaşıyor, semâvîleşiyor ve mekân üstü âlemlerde meleklerin seyahati çizgisini buluyordu.
       

Duyguları kan, düşünceleri kan, gözleri kan bir sürü kanlı deli Mekke'de esire dursun, Allah Rasulü Medine halkının "seniyye-i veda" türküleri arasında otağını, bugünkü yeşil kubbenin bulunduğu bir kutlu yere kuruyor ve mescidle iç içe mübarek hanesine yerleşiyor.. yerleşiyor, sonra da İlâhî mesaj ve ruhunun ilhamlarıyla çevreye hayat üflemeye başlıyordu.

-O hayatın kaynağına da onu üfleyene de ruhlarımız feda olsun!-


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön