4. DERS: RIZA - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

4. DERS: RIZA

2. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:


Kasas / 54- “İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükâfatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.”

BİR HADİS:

       

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:


"Kuvvetli mü'min, Allah nazarında zayıf mü'minden daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster. Allah'tan yardım dile, acz izhar etme.


Bir musibet başına gelirse:

"Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi!" deme.


"Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!" de!


Zira "eğer" kelimesi şeytan işine kapı açar."


“RIZA”

       

Rıza; insan kalbinin, başa gelen hadiselerle sarsılmaması ve kaderin tecellileri karşısında huzur duyması ve diğer bir yaklaşımla başkalarının üzülüp müteessir oldukları, şaşırıp dehşete düştükleri olaylar karşısında gönül mekanizmasının sükûn ve itmi’nân içinde olmasıdır.


Bu konuda diğer bir enfes yorum da şöyledir:

Rıza, Allah’ın kaza, takdir ve muâmelelerinin, nefislerimize bakan yanlarıyla, acılık, sertlik ve anlaşılmazlıklarına katlanıp her şeyi gönül hoşnutluğuyla karşılamak demektir.


ALLAH'IN VERDİĞİNE RAZI OLMAK

       

Azla yetin ve ciddi olarak böyle kal. Daha yüksek dereceye çıkıncaya kadar haline şükret. İyisine kavuştuğun zaman da elinde bulunanın kıymetini bil.


İlk başta sabırlı ol. Sabırsız insana iyilik yakışmaz. Sabır, insanın kıymetini arttırır. Dünyanın nimeti her an değişir. Sabırlı olursan, durmadan yükselirsin. İyiliklere kavuşursun.
       

Şunu iyi bil ki her şeyin ardından koşmak, ele bir şey geçirmez; yalnız kısmet olan gelir. Sabırla kısmetini beklemen nasibini eksiltmez.


Ne her şeye hırsla koş ne de gelecek olan gelir diye otur, yat.
       

Geleni al, giden için de üzülme.


Eğer bir şey nasib değilse, yıllarca didinsen eline geçmez.


Hırsı bırak; sabırlı ol. Halini muhafaza et. Kalbine sahip ol; kötülük koyma. Allah'tan afiyet iste. Sebebe yapışmayı da ihmal etme.
       

Allah'ın emri dışında kimseden bir şey alma. Yine onun emri dışında kimseye bir şey verme.


Kendi hevesine kapılıp çeşitli işler yapma.


Kendine o kadar fazla güvenme. Allah'a güven..


Mağrur olma; sonra senden daha şerli kimseleri başına belâ eder.


Her şeye hakkını ver, zalim olma.


Zalim, Allah'ı aldatamaz, kahrından kurtulamaz.


Hak Teâlâ şöyle buyurdu:
- "Biz zalimleri birbirine düşürürüz."
       

Allah'ın emri kati, askerleri kuvvetli, saltanatı sonsuzdur. Her emri istisnasız yerine gelir. Bunlara iyice inan.. Böyle bir padişahın mülkünde yaşadığını bil. Onun mülkü devam eder. İlmi bütün kâinatı kuşatmıştır, hükmü her yerde geçer. Her yaptığı işte adalet vardır. Ne yerde ne de gökte ondan saklanan şey olmaz.


Hiçbir zalimin kötülüğü yanına kalmaz. İnsanın kendi mevhum varlığını ortaya atması da bir zulümdür. Allah'ı bırakıp mahlûka güvenmek de şirk olur. Nefsini ve halkı bırak, yalnız Allah'a kul ol.


Şirkin büyük zulüm olduğunu Allah-ü Teâlâ şu ayeti kerimelerle bize haber verir:
- "Şirk koşma; şirk büyük zulümdür."
- "Allah, şirki bağışlamaz. Ondan gayrı her günahı isterse affeder."
       

Şirke yanaşma, şirkten çok sakın. Bütün halinde Allah'a ortak koşmaktan kork.


Kalbinle ve diğer duygularınla günah işlemekten kork.


Günahın gizlisini, aşikâresini bırak.


Allah'tan kaçma; nereye gitsen seni bulur.


Onun işlerine karışma. Ondan gafil olma, uyandırırsa utanırsın.


Allah'ın gösterdiği yolu keyfine göre tefsir etme. Kalbin kapkara olur. İman nurun söner. Anlayışın yok olur. Bütün dostların düşman olur. Komşuların dahi seni sevmez.


YANGINDAKİ HİKMET

       

Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden tek bir kişi sağ kurtuldu. Dalgalar bu adamı küçük ıssız bir adaya kadar sürükledi. Adam ilk günler kendisini kurtarması için Allah'a devamlı yalvardı, yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufku gözledi. Ama ne gelen oldu, ne giden...
       

Adayı mecburi mekân tutan adam, daha sonra rüzgârdan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklarından kendine küçük bir kulübe yaptı.
       

Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula vs. gibi eşyaları bu kulübeye taşıdı. Günler hep aynı geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor, ufku gözlüyor ve kendisini bu ıssız yerden kurtarması için Allah'a dua ediyordu.
      

Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı. Geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Dumanlar döne döne göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu. Keder ve öfke içinde donakaldı. Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemedi.
       

"Allah'ım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti.


O geceyi tarifsiz bir keder İçinde geçirdi.


O kadar dua ettiği halde Allah'ın bu hadiseyi başına getirmesinden dolayı sitemler etti.
       

Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı. Evet, evet onu kurtarmaya geliyorlardı! Hem de her şeyden umudunu kestiği bir anda.
       

"Benim burada olduğumu nasıl anladınız?" diye sordu bitkin adam, kendisini kurtaranlara...
       

Aldığı cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:
       

"Dumanla verdiğin işareti gördük!"


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön