13. DERS: MÜCEDDİT - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

13. DERS: MÜCEDDİT

1. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:


“O kullarım ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır. (39/18)

BİR HADİS:


“Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah her yüz sene başında şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan eklenen inanış ve amellerden) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir.”

(Sünen-i Ebu Davud, 5/100)


MÜCEDDİT NE DEMEKTİR?

        

*Yenileyen, yeni bir şekil veren, yeniden güçlendiren.


*Peygamberimizin sünneti terk edilip, bid'atlar yayılınca insanlara yeniden dinlerini öğreten ve bu bid'atleri bertaraf etmeye çalışan İslâm bilgini…


Allah (cc), insanlara doğru yolu göstermek için ihtiyaç nispetinde onlara zaman zaman peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerin sonuncusu Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'dir. Ondan sonra artık peygamber gönderilmeyecektir.
       

Ayette: "Muhammed adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. O, ancak Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur." (el-Ahzâb, 33/40) denilmektedir.
       

Diğer ümmetlerde olduğu gibi Peygamberimizin ümmeti arasında da zamanla bid'at ve hurafeler baş gösterebilir. Bunun neticesinde Müslümanlar dinden ve peygamberimizin sünnetinden uzaklaşmakla karşı karşıya gelebilirler. Ayrıca her gün değişen hayat şartları ve ilerleyen teknikle birlikte birtakım yeni meseleler ortaya çıkıp, bunlara dinî açıdan bir hüküm verme ihtiyacı doğabilir.


Toplum içinde çıkan bid'atlere karşı koyacak, dine yapılan saldırılar karşısında dini savunacak, yeni meselelere çözüm bulabilecek ve Müslümanlara yeniden dinlerini öğretip onları yönlendirecek şahsiyetlere de bu ölçüde ihtiyaç hissedilir.


Peygamberlik müessesesi sona erdiğinden ve bundan sonra artık peygamber gelmeyeceğinden bu görev, Peygamberimizin ümmetinden çıkan âlimlere düşmektedir. Bu âlimlere dinî literatürde "müceddid" denilmektedir.


Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir" (Ebu Davud, Melahim, 1).
       

Hadisin bazı rivayetlerinde, gönderilecek müceddidin, Rasulûllah'ın temiz sülalesinden olacağı bildirilmiştir. Ayrıca gelecek müceddidin bir değil birkaç tane olacağını söyleyenler de vardır.
       

Müceddidle peygamber arasında fark vardır. Peygamber; Allah tarafından açıkça emir almıştır. Kendisine vahiy gelir, peygamberlik davasıyla işe başlar ve insanları kendisine davet eder; îman veya küfür onun davasını kabul etmeye veya etmemeye bağlıdır.


Müceddid böyle değildir. O, Allah tarafından memur olsa bile teşriî olmayan, bir din ve düzen getirmekle ilgisi bulunmayan bir emirle memûr olabilir. Çok defa kendisi müceddid olduğunu fark etmez, ancak kendisi vefat ettikten sonra fark edilir.


Müceddid yeni bir din, inanç, ibadet vs. getirmez. Dinde zamana göre değişiklik, ekleme ve çıkarma yapmaz. Böyle yapanlar müceddid değil, reformcu veya felsefecidirler. Müceddid, dini aslı üzere anlatır, yayar.
       

Asrın müceddidi olan büyük insanlar genellikle Peygamberimizin (sav) neslinden gelmişlerdir. Kimi Hasani, kimi de Hüseynidir. Bundan dolayı peygamberimiz (sav) “Size iki şey bırakıyorum, biri Kitabullah, diğeri de Ehl-i Beytim” buyurmuşlardır. Peygamberimizin (sav) ehl-i beytine dikkatleri çekmesinin hikmeti bu olsa gerektir.
       

Peygamberimiz (sav) “Ehl-i Beytim Nuhun (as) gemisi gibidir. Ona sığınan kurtulur.”  buyurarak fitne ve kargaşa zamanında kurtuluşun ancak ehl-i beytten olan asrın imamına uymakla mümkün olacağını ümmetine haber veriyor.


MÜCEDDİT ŞU VASIFLARI ÜZERLERİNDE TAŞIR:


1- Kendilerine yalnızca Kuranı rehber edinirler.


2- Her biri, fende mütehassıs geniş bir fikre, ince bir nazara ve tam bir ihlâsa sahiptirler. Derin bir içtihat ve kuvve-i kudsiye sahibidirler. Hakikatleri saf ortaya koymak için kendi hususi meslek ve meşreplerinin tesirinde kalmamıştırlar ve hevesini karıştırmazlar.


3- Cenab-ı Hakkın rızasından başka hiçbir maddi manevi menfaati gaye edinmezler ve bu halet de hayatında herkes tarafından müşahede edilir.


4- Kur
an-ı Kerimin bulunduğu asra bakan veçhesini keşfedip, avamdan havasa kadar her tabakanın anlayacağı, istifade edeceği bir üslupla beyan ederler.


5- Kur
an ve iman hakikatlerini cerh edilmez delillerle ispat ederek ders verirler.


6- Aklı, kalbi, vicdanı ve ruhu tenvir, tatmin ve musahhar ederler ve şeytanı dahi ilzam edecek derecede kuvvetli, gayet beliğ, nafiz ve müessir dersler ile meselelerini anlatırlar.


7- Hakikatlerin derkine mani olan benlik, gurur, ucub ve enaniyet gibi kötü hasletlerden kurtarıp tevazu, mahviyet gibi yüksek ve güzel ahlaklara sahip kılarlar.


8- Resul-ü Ekrem
in (sav) sünnetine ittiba ederler; ehl-i sünnet vel- cemaat mezhebi üzere ilmi ile amildirler; azami züht ve takva, azami ihlâs ve dine hizmetinde sebat, azami sıdk, sadakat ve fedakârlığa, azami iktisad ve kanaate sahip ve malik olmak da onların vasıflarındandır.


9- Kur
anî ve şer-î meseleleri beyan ederken, şu veya bu tazyik altında kalmayan, işkence ve idamı nazara almayan, herhangi bir tesir altında kalarak fetva vermeyen, dünyaya meydan okuyacak bir iman kuvveti ile hakikatleri pervasızca söyleyen, İslami şecaat ve cesarete maliktirler.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön