12. GÜN - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

12. GÜN

ÖZEL KUR-1

MEAL”

BAKARA-249:Nihayet Talût ordusuyla birlikte hareketetti ve (askerine hitaben şöyle) dedi:
Allah, sizi bir nehirle imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir; kim de ondan hiç tatmazsa, işte o bendendir; şu kadar ki, eliyle bir avuç dolusu alan da (kınanmayacaktır).”
İçlerinden pek azı hariç, hepsi o nehirden içti.
Derken Talût, evet O ve beraberinde bulunup (sudan hiç içmeyen ve pek az içen) mü’minler nehri geçince,
(nehirden az da olsa tatmış bulunanlar), “Bugün Calut ve ordusuna karşı savaşacak takatımız yok!” dediler.
Buna karşılık, kendilerini her an Allah’ın huzurundaymış gibi hisseden ve O’na kavuşacaklarına kesin inancı olanlar ise,
Nice küçük topluluklar vardır ki, Allah’ın izniyle çok büyük topluluklara galip gelmiştir!” diyerek, (inanç ve düşüncelerini dile getirdiler).
Allah, sabredenlerle beraberdir.”
250:Derken Calut ve ordusu karşısında harp meydanında mevzilenip, (tam bir iman ve teslimiyetle Allah’a yalvararak, şöyle) dediler:
Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır; ayaklarımızı kaydırmayıp sabit tut ve kâfirler güruhuna karşı bize nusret ve zafer bahşet!”
251:Çok geçmedi, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar.
Davud, Calut’u öldürdü ve Allah, O’na hükümdarlık ve hikmet verdi;
ayrıca O’na dilediği pek çok şey öğretti.
Eğer Allah’ın (bu şekilde) insanların bazısını bazısıyla def etmesi olmasaydı, hiç şüphesiz yer fesada uğrar ve yaşanılmaz hale gelirdi.
Lâkin Allah, bütün varlıklara çok büyük bir lütuf ve inayet sahibidir.”

---------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) hazretleri anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Allahu Teâla Hazretleri'nin fazlından isteyin.
Zira Allah, kendisinden istenmesini sever.
İbadetin en efdali de (dua edip) kurtuluşu beklemektir."

(Tirmizî)

---------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Hürriyet, ruhun yüksek duygu ve yüksek düşüncelerden başka herhangi bir kayıt kabul etmemesi, hayır ve faziletten başka hiçbir prensibin esiri olmaması demektir.
*Nice kimseler vardır ki, bukağı ve zincirler içinde bulunmalarına rağmen, hep vicdanlarının hür semalarında uçar dururlar ve bir lâhza olsun esaret ve mahkûmiyet hissetmezler.
*Ve nice kimseler de vardır ki, saray ve kâşânelerin baş döndüren, bakış bulandıran ihtişam ve debdebesine rağmen, gerçek hürriyeti kendi derinlikleriyle bir türlü duyup tadamazlar.
*Hürriyet, insana: “Hak düşüncesine bağlı kalıp, başkalarına zarar vermedikten sonra istediğini yapabilirsin.” demektir.
*Makbul hürriyet, hürriyetin medenî olanıdır. O da, din ve ahlâkın elmas zincirleri, salim düşüncenin altın kemerleriyle bağlı bulunan hürriyettir.
*Dinî duygu ve dinî düşünce tanımayan, ahlâka değer vermeyen ve fazilet fidanlığı olmayan hürriyet, her milletin nefret edip kaçtığı uyuz illeti gibi bir illete benzer ki, buna tutulan toplumlar, er-geç rahatlarını yitirecekleri gibi, zamanla çevrelerini kaybetmeleri de kaçınılmaz olacaktır.

---------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Nasıl ki, bulutsuz bir günde denizin yüzündeki bütün kabarcıklarda, karadaki bütün parlak şeylerde ve bütün kar tanelerinde güneşin tecellisi, yansıması görüldüğü halde onu (güneşi) inkâr etmek tuhaf bir divanelik ve hezeyan olur.
(Çünkü o vakit, bir tek güneşi inkâr ederken damlalar, kabarcıklar, kar taneleri sayısınca hakiki güneşçikleri kabul etmek lâzım gelir. Her zerreciğin içine ancak bir zerre sığabildiği halde, onda koca bir güneşin hususiyetlerinin var olduğuna inanmak gerekir.)

Aynen öyle de, âdeta bir sırayla, her zaman hikmetle değişen ve bir düzen içinde tazelenen şu muntazam kâinatı görüp de Hâlık-ı Zülcelâl’i kusursuz sıfatlarıyla tasdik etmemek, bundan daha berbat bir dalâlettir, divaneliktir, bir deli saçmasıdır.
(Çünkü aksi takdirde, her şeyde, hatta her bir zerrede mutlak bir ilahlık olduğunu kabul etmek lâzımdır.)

Mesela, her bir hava zerresi, her çiçeğe, meyveye, yaprağa girip işleyebilir.

Eğer Cenâb-ı Hakk’ın memuru olmazsa o zerrenin, içine girdiği her şeyin nasıl meydana geldiğini, suretini ve mahiyetini bilmesi gerekir ki onlarda işini görebilsin.

Yani o zerre her şeyi kuşatan bir ilim ve kudrete sahip olmalıdır.

Ya da mesela, toprağın her bir zerresinin birbirinden farklı bütün tohum ve çekirdeklere yuva olması, onların büyümesini sağlaması mümkündür.

Eğer toprak Cenâb-ı Hakk’ın memuru olmazsa, otlar ve ağaçlar sayısınca, onların boy atmasını sağlayacak manevî donanıma ve makinelere sahip bulunması gerekir.

Veyahut onların nasıl meydana geldiğini bilmesi, hepsine giydirilen suretleri tanıması, o ağaçlara ve otlara bu suretleri dikebilecek bir sanat ve kudret vermesi lâzım gelir.

Daha başka varlıkları da düşün; anlayacaksın ki, her şeyde açıkça, Cenâb-ı Hakk’ın birliğinin çok delili var.

Evet, bir şeyden her şeyi yapmak ve her şeyi bir tek şey yapmak ancak her şeyin Hâlık’ına has bir iştir.

Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih (tenzih) ediyor olmasın.” yüce fermanına dikkat et.

Demek, Vahid ve Ehad Yaratıcı kabul edilmezse varlıklar sayısınca ilahı kabul etmek gerekir.

---------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…
Allah’ım! Ayaktayken, otururken, uyurken her hâlimi İslâm’a muvafık eylemek suretiyle beni koru. Düşmanların ve hasetçilerin benimle alay etmesine de müsaade etme.

Allah’ım! Beni nezdindeki hayırlara eriştir ve bütün şerlerden muhafaza buyur.

Allah’ım! Yüce Kitabının âyetlerini tefekkür ve tedebbür ile okumaya beni de muvaffak kıl. Kitabın hakkında anlayışımı artır ve manasını anlama payesine eriştir. İnsanı büyüleyen ve hayrete sevk eden sayısız güzelliklerine gözlerimi aç. Ömrüm oldukça o şanı yüce Kitap’la amel etmeye beni muvaffak eyle. Şüphe yok ki, Sen her şeye Kâdir’sin.

Allah’ım! Günahlarımı yarlığa ve tevbemi kabul buyur.

Allah’ım! Perçemini yed-i kudretinde tuttuğun her şeyin şerrinden Sana sığınıyor ve nezdindeki güzelliklere beni de nâil kılmanı diliyorum.

Allah’ım! Beni müminlere kol kanat germeye ve her zaman onlara karşı mülâyemetle davranmaya muvaffak kıl.

Allah’ım! Kalbim katıdır; itaatkâr kullarına karşı, Senin hoşnutluğun ve âhiret istikametinde, hakka muvafık olacak şekilde kalbimi yumuşat. Beni, Sana düşmanlık besleyenlere, fısk u fücûra dalmış müfsitlere ve münafıklara karşı da, onlara zulmetmeyecek ve haddi aşmayacak şekilde, sert ve şiddetli eyle.

Allah’ım! Ben Senin cimri kullarından biriyim; ne olur, israf ve tebzîre girmeden, riya ve süm’aya düşmeden istikamet içerisinde hep cömertçe davranan ve bu talebinde sadece Senin rızanı ve âhiret yurdunu gözeten kullarından eyle.

Allah’ım! Gaflet ve nisyanım çoktur; her hâlimde Seni ve ölümü hatırlamayı gönlüme ilham buyur.

Allah’ım! Kulluk çizgisindeki amellerimde pek zayıfım; itaat ve kullukta güzel niyet ile beraber dinçlik nasip eyle; eyle ki, o ancak Senin izzet ve tevfîkinle vücuda gelir.

Allah’ım! Yakîn ve birr ü takvada beni sabit kıl. Huzuruna çıkacağım mülahazasını zihnimde hep taze tut. Sana karşı hep hayâlı eyle. Senin hoşnutluğuna vesile olacak hususlarda kalbime huşû sal. Nefis muhasebesine, zamanımı salih amellerle değerlendirmeye ve şüpheli şeylerden uzak durmaya beni muvaffak kıl.

Allah’ım! İnsanların en hayırlısı olan Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) salât ve selâm eyle. Amin..!

---------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " EL- BÂRİ "
TESBİH ADEDİ: 213 / 214
TESBİH NİYETİ: İŞTE BAŞARILI OLMAK, MADDİ VE MANEVİ SIKINTILARDAN KURTULMAK...


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön