10. DERS: VEFA - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

10. DERS: VEFA

3. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

       

Fetih/10.

“Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.

BİR HADİS:

      

Ebu Saidi’l-Hudri (r.a.) anlatıyor:


Resulullah (s.a.s.) buyurdular ki,

“Bilesiniz, kıyamet günü ahdini tutmayan her vefasıza, vefasızlığın derecesine uygun bir bayrak dikilecek, böylece vefasızlığı teşhir edilecektir.”


VEFA

       

Vefa, dost ikliminde yetişen güllerdendir. Onu düşmanlık atmosferinde görmek nadirattan ve hatta mümkün değildir.


Vefa, duyguda, düşüncede, tasavvurda aynı şeyleri paylaşanların etrafında üfül üfül eser durur. Kinler, nefretler, kıskançlıklar ise onu bir lâhza iflah etmez öldürür.


Evet, o, sevginin, mürüvvetin bağrında boy atar, gelişir, düşmanlık ikliminde ise bir anda söner gider.
       

Kalbî ve ruhî hayatı olmayanlarda vefadan bahsetmek bir hayli zordur. Konuşurken doğru beyanda bulunma, verdiği sözlerde, ettiği yeminlerde vefalı olma gönül hayatına bağlıdır.


Kendini yalan ve aldatmadan kurtaramayan; her an verdiği söz ve yeminlere muhalif hareket eden ve bir türlü yüklendiği mesuliyetlerin ağırlığını hissetmeyenlerden vefa beklemek ise, bütün bütün gaflet ve safderûnluk ifâdesidir.



İNSANIN ARKADAŞLARI

       

İnsanın üç önemli arkadaşı vardır. Bunlardan birisi vefalı, ikisi vefasızdır. Bu üç arkadaştan biri; mal mülk, diğeri; yakınları ve dostları, üçüncüsü ise; yaptığı hayırlı işlerdir.
       

İnsan ölünce malı onu terk eder. Uzun bir seferin yolcusu olan insan, ne yazık gideceği yer İçin hazırlaması gereken erzakını yolda bırakmış olur. Ardından gönderecek ancak hayırlı nesiller ve hasenatıdır.
       

Dostları mezarın başına kadar gelir. O ağır hediyeyi sahibine gönderdikten sonra hicranla el sallar ve bırakır giderler. Bu ayrılığı çoktan kabullenmişlerdir veya kabul etmek zorundadırlar.
       

Vefalı dostu insanı yalnız bırakmaz, insandan ayrılmayan, onun ebedî azık olarak hazırladığı ibadetleri, hak yolunda çektiği çileler, katlandığı sıkıntılar, üzerine bulaşan tozlardır. Mezarı aşan, sıratta onunla yürüyen, ebedî saadet olarak karşısına çıkan buradan götürdüğü o şeyler ve ikram-ı ilahîdir.

DA’VAYA VEFA

      

Allah, yeryüzünün istikrarı için dağları yaratmıştır; ayrıca, dağların yerin üzerinde görünen kısımlarının en az iki misli de yerin altındadır.
       

İşte, bu kudsî da’vâya gönül verenler, Hızır’la yolculuk yapmanın, Hızır çeşmesinden âb-ı hayat içip ‘ölümsüzlüğe’ ermenin yolunu aramalı; geceleri gündüzler kadar aydınlık, iç dünyaları itibariyle de dış görüntülerinden daha derin ve Rabb'in huzûrunda gözyaşı döken, dağ gibi birer ma’nâ eri olmalıdırlar.
       

Evet, insan çok kontrollü bir hayat yaşamalıdır. Uçakların nasıl uçuştan önce kanatları, pervânesi, motoru, hattâ en küçük civataları bile kontrol edilir; öyle de insan, kendini en ince hissiyatına kadar kontrol altında tutmalıdır.


İşte bize bir murâkabe ölçüsü:

İnsanların yanında ‘hizmet’ diyen, ‘Allah rızası’ diyen bir hizmet eri, yalnız kaldığında aynı duyguları taşımıyor, hattâ şakakları aynı duygularla zonk zonk atmıyor ve kasıkları ağrımıyorsa, ciddî bir nifak alâmeti taşıyor olabilir.


VEFA İSTER

       

Vakıf kurmaktan dernek kurmaya kadar, her sahada İslâm’ı temsil için, o sahanın mükemmel temsilcilerini yetiştirmek mecburiyetindeyiz.


Eğer temsil tam manasıyla yerine getirilmezse, sahip çıkılan yüce hakikatler söner gider.


Allah (cc) ile insan arasında ubûdiyet ve ulûhiyet mukavelesi vardır. Bu mukavelenin şartlarına riayet etmek, farzlar üstü farzdır.


“Bana verdiğiniz sözü tutun ki, Ben de size verdiğim sözü tutayım” (Bakara, 2/40) ayeti bu mukaveleye işaret etmektedir.
       

Öyleyse, ahde vefa, üzerimizdeki en büyük mesuliyetlerden biridir.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön